 |
BASIN DUYURUSU |
|
|
ÜNİVERSİTENİN-BİLİMİN
GELECEĞİNDEN ENDİŞELİYİZ |
|
A-YÖK Kadroları neden serbest bırakmıyor?
Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca, Öğretim Üyeliğine
Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinde (RG: 10.10.1984, 18834) 2
maddesinde yapılan değişiklik (25.11.2006) ile üniversite
senatolarına verilen kriter belirleme yetkisinin; yasa ve
hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay
tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmiş (2.4.2007) ve
bunun üzerine Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma
Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (RG:
26.5.2007, 26533) yürürlüğe girmiştir.
Yapılan yeni düzenleme ile Yönetmeliğe geçici bir madde eklenmiş
ve bu madde de; yüksek öğretim kurumlarının öğretim üyeliğine
yükseltme ve atamalarda aranacak kriterleri belirlemeleri ve
Yükseköğretim Kurulu’nun onayını alarak uygulamaya koymalarının
zorunlu olduğu, yeni kriterler belirleninceye kadar daha önce
Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanan kriterlerin
uygulanmasına devam edileceği kuralı yer almıştır. Danıştay bu
düzenlemeyi de; 2547 sayılı yasada kriterleri belirleme
yetkisinin Yükseköğretim Kurulu’na verildiği ve bu yetkiyi başka
organlara devretme yetkisi olmadığı gerekçesiyle yeniden
yürütmeyi durdurma kararı vermiştir (12.9.2007).
Bu gelişmeler karşısında YÖK’ün, önce kadroları durdurduğu ve
sonra da serbest bıraktığı ile ilgili 20.3.2008 tarihli Basın
Duyurusu web sitesinde yayınlamıştır. Gerekçesi; “ Öğretim
Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği ile ilgili yürütmeyi
durdurma kararı verilmiştir.Bu konuda yönetmelik değişikliği
yerine, yasal düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıktığından
ve bu sürecin uzun zaman alabileceği göz önüne alınarak serbest
bırakılmıştır..”
YÖK’ün yaptığı açıklama doğru
değildir. Çünkü;
Bir:
Yönetmelik ile ilgili yürütmeyi
durdurma kararı verilmesi, yönetmeliğin ilgili maddesinin
yeniden hazırlanmasını gerektirir. Ancak yasa maddesinin iptali
halinde, yeni yasal düzenleme yapılması gerekir. Bu konu ile
ilgili Anayasa Mahkemesinin herhangi bir iptal kararı yoktur.
İki:
Kadroların serbest bırakıldığı söylenmiştir. Halbuki sadece
başvuru yapmış olanların kadroları serbest bırakılmıştır.
Diğerleri hala beklemektedirler.
YÖK, yönetmelik yerine yasa değişikliğini yapmayı
planlamaktadır. Niçin?
Gerçekte YÖK’ün yapması gereken tek şey, yasaya uygun bir
yönetmelik hazırlamaktan ibarettir. Çünkü Danıştay pek çok
kararında yasaya ve hukuka aykırı olmadığı ve akademik kaliteyi
artırmak amacıyla üniversitelerin kriter belirleyebileceğini
belirtmiştir.
YÖK, bir yönetmelik hazırlayarak bu problemi çözebilir. Ama
yönetmelik yayınlarsa, asgari 2547’nin kriterlerini taşımak
zorunda olduğu için YÖK’ün bu durumdan memnun olmadığı
anlaşılmaktadır. Bir yasa değişikliği yapıp, her üniversite
2547’nin (ki bunları hep eleştirdik ve yetersiz bulduk) altında
kriterler ya da üniversite senatolarına yetki vererek rektörlere
rahatlık sağlayabilir. Bu işi de rektör atamalarından sonra
yapmayı planladığı, akademya tarafından bilinmektedir. O
halde AKP, YÖK üzerinden siyaset yapmayı tercih ederek,
üniversitelere kendi kadrolarını yerleştireceği söylemini de
doğrulamış olacaktır.
AKP, YÖK’ü kullanarak üniversiteleri kendi meşruiyet zeminine
dönüştürmekten vazgeçmelidir.
YÖK, Haziran ayında 20 üniversitede rektörlük seçimleri
yapılacağı ve rektörlerin özellikle yardımcı doçent kadrolarını
kadrolaşma için dağıttığı varsayımı ile kadroları serbest
bırakmamaktadır. Bu düşünce üniversiter yapıya, rektörlere ve o
kadroya atanmayı bilimsel çalışmaları ile hak etmiş olanlara
karşı bir güvensizlik belirtisidir. Eğer YÖK böyle bir
düşünce
ile kadroları serbest
bırakmıyor ise kendi siyasi kadrolaşmasının hesabı içinde
olduğunun açık bir
göstergesidir. Kadrolar serbest bırakılmadığı için mağdur
olanların maddi yönden kayıplarının da olduğu düşünülmelidir.
Bugün Doçentlik unvanı almış kadroya atama bekleyenler,
Profesörlük kadrosu bekleyen doçent(ler)in(Bilimsel kriterleri
tutturan) var olduğunu ve bunların rektörlük seçimlerinde oy
kullanacakları bilindiği halde kadrolarının neden serbest
bırakılmadığını YÖK açıklamalıdır.
Bize göre YÖK, bu konu ile ilgili, hukuka uygun bir
yönetmelik maddesini acilen hazırlayarak yayınlamalı ve
üniversitelerde kadroları serbest bırakmalıdır. YÖK Başkanı,
görevinin gerektirdiği sorumluluğu taşımalı ve üniversitede
pek çok akademisyenin kadro beklediğini ve bu kadroları teminin
de idare hukukunun “beklenen haklar teorisi” çevresinde,
kendi görevi olduğunu bilmelidir.
B-Profesörlük,Asker atamaları gibi yıla göre değil bilimsel
liyakate,ulusal ve uluslararası kriterlere göre olmalıdır;
YÖK’ün bir diğer düşüncesi gelişmekte olan üniversitelerde üç
yıl görev yapacak doçentlere profesör unvanı ve kadrosu
verilebileceği doğrultusundaki yasa çalışmasının var
olduğudur.Profesör unvanı askeriyedeki atamalarda olduğu gibi
yıllara göre değil bilimsel liyakate ,ulusal ve uluslar arası
bilimsel kriterlere dayalı olmalıdır.Hatta profesörlük ve
doçentlik jürilerinin ÜAK ‘un belirleyeceği ve her bilim dalı
için belirli kriterlere sahip bilim insanlarından oluşması
gerektiğini bir kez daha akademik sorumluluğumuz içinde
hatırlatırız.Doçentlik sınavları şeffaflık ve itiraz
edilebilirlik ve iç denetim açısından kayda alınmalıdır.
C-Araştırma görevlisi ,yüksek lisans ve doktora öğrencisi
tanımlamaları ve atanma kriterleri üniversite bileşenleri ile
tartışılmadan yasalaşmamalıdır;
YÖK’ün bir diğer yasalaştırmak istediği konu; araştırma
görevlilerinin merkezi bir sınav ile belirlenmesi ve ilgili
bilim dallarına sözleşmeli,burslu öğrenci olarak atanması
şeklindedir.
Nitelikli bilim insanlarının üniversitelere kazandırılması ve
yetiştirilmesi konularındaki yukarıda sözünü ettiğimiz her aşama
üniversitelerin tüm bileşenlerini ilgilendiren önemli
konulardır.YÖK başkanının bu düşüncelerini üniversiteler ve
üniversiter demokratik kitle örgütleri ve öğrencileri ile
tartışmadan yasallaştırmak istediği kaygılarını taşımaktayız.
Üniversite(ler)in –bilimin geleceğinden endişe duymaktayız.
AKP ve YÖK Başkanı’na,
üniversiteyi üniversite yapan temel değerleri kavramadıkları
sürece, sözde demokratikleşme çabalarının, akademyada
inandırıcılığı olmayacağını, bilim insanlarına hak ettiği değer
verilmediği sürece, bilimin olmayacağını bir kere daha
hatırlatıyoruz.
Saygılarımızla. 5.05.2008